Şehirler

Yurtdışı şehirler. Yabancı şehirlerde tarih, kültür, yaşam ve iş ile ilgili güncel bilgiler.

Japonya’nın Başkenti Tokyo’ya Gittiğinizde Neler Yapabilirsiniz?

Japonya’nın başkenti ve aynı zamanda dünyanın en kalabalık şehirlerinden biri olan Tokyo her yıl milyonlarca ziyaretçiyi ağırlayan bir merkez olarak karşımıza çıkıyor. Tokyo gerek yaşam tarzı ve kültürü gerekse gezilecek yerleriyle dünyada ön plana çıkan turistik şehirlerden biri. Peki Tokyo gezisinde neler yapılır? Ne içilir, ne yenir, nerelere gidilir? İşte Tokyo’da yapabilecekleriniz.

Balık Pazarında Suşi Yiyin

Japonya’da yemek denildiğinde akla ilk gelen elbette suşi. Suşiyi yiyebileceğiz binlerce restoran var ancak en özeli hiç kuşkusuz dünyanın en büyük balık pazarı olan Toyosu. Burada her gün düzenlenen ton balığı mezatını üst kattan izleyebilir, alışveriş yapabilir ve yemek yiyebilirsiniz. Pazar, bazı çarşamba günleri ve resmi tatiller haricinde her sabah saat 05.00’ten 17.00’ye kadar açık olan Toyosu Balık Pazarı’ndaki mezatlar sabah 05.30-06.30 saatleri arasında gerçekleşiyor.

Tapınakları Ziyaret Edin

Asakusa bölgesindeki Senso-Ji Tokyo’nun en eski Budist tapınağı. Tapınağın 645 yılında inşa edildiği belirtiliyor. Senso-Ji Tapınağı’na girişte ziyaretçileri dev kırmızı fener ile rüzgâr ve gök gürültüsü tanrılarının heykelleri karşılıyor. SensoJi’nin hemen yanında ise 1649 yılında inşa edilen Asakusa Tapınağı bulunuyor. Her iki tapınak da Tokyo’ya gidildiğinde mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden ikisi.

Harajuku Kızlarını Görün

Harajuku, özellikle genç kızlar arasında yaygın Tokyo’ya özgü bir sokak modası. Japonya’da çok yaygın olan animelerden etkilenerek ortaya çıkan bu moda akımının bir kuralı yok.

1980’li yıllarda ortaya çıkan ve herhangi bir kuralı olmayan bu akımda genç kızlar renkli kıyafetlerine çeşit çeşit aksesuarlar ekleyerek bir anlamda Japonya’nın geleneksel kültürüne meydan okuyor. Aynı zamanda Shibuya bölgesinde mağazalarla dolu bir semt olan Harajuku, bu moda akımını takip eden kızların da buluşma noktası.

Akihabara’da En Yeni Animelerin Peşine Düşün

Akihabara Tokyo’nun, elektronik ürünler satan dükkânlarıyla meşhur bir semti. Zaten bir diğer adı da Akihabara Electric Town (Akihabara Elektrik Kasabası). Mağazalarda ya da işportada her türlü elektronik eşyanın satıldığı Akihabara’da mangalardan animelere ve karaoke barlara kadar ne ararsanız var. Oldukça büyük olan bu semte en az iki saatinizi ayırmanız tavsiye ediliyor.

Geleneksel Japonya’yı Yaşayın

Modern dünyanın bir numaralı şehirlerinden biri olan Tokyo’da bugün geleneksel Japon hayatını görebileceğiniz çok az yer kaldı. Yanaka Ginza bölgesi bunlardan biri. Tokyo’da çekilen dizi ve filmlerde çokça rastlanan Yuyake Dandan Merdivenleri’nin de bulunduğu bu bölgede köklü Japon kültürünün izlerine rastlayabilirsiniz.

Tokyo’da Sumo Güreşleri

Japonya denildiğinde akla ilk gelen şeylerden bir diğeri de Sumo güreşleri. Ryogoku bölgesi de Tokyo’da sumo güreşlerinin merkezi.

Ryogoku’da bu ilginç sporu izleyebileceğiniz gibi sumo güreşi temalı restoranlarda yemek yiyebilir, Sumo Müzesi’nde güreşin geçmişini öğrenebilirsiniz. Eğer sabah erkenden giderseniz güreşçi antrenmanlarına da denk gelebilirsiniz.

Ueno Park’ta Bir Gün Geçirin

Tokyo’nun doğal güzelliğiyle göz kamaştıran, “Batılı tarzdaki ilk parkı” Ueno Park’a bir gününüzü ayırın. Çünkü 500 bin metrekareden büyük alana sahip parkın içinde Tokyo’nun en önemli tapınaklarından biri olan Kaneji Tapınağı, Tokyo Ulusal Müzesi, Tokyo Metropolitan Sanat Müzesi ve Shitamachi Müzesi bulunuyor. Sabah erkenden başlayacağınız müze turunu parkın içinde yapacağınız bir piknikle sonlandırabilirsiniz.

Tokyo’da Shibuya Gece Hayatı

Tokyo’nun günlük yaşamı kadar gece hayatı da sıra dışı. Gece hayatının kalbi ise Shibuya. Öyle ki, deneyimleyenler buradaki gece hayatının rakipsiz olduğunu söylüyor. Yerin katbekat altındaki DJ kulüplerinden tutun da sabaha kadar açık kafe ve bowling salonlarına, Tokyo manzaralı kokteyl barlardan karaokeye kadar ne ararsanız var Shibuya’da

Japon Sokak Yemekleri

Hatıra Sokağı anlamına gelen Omoide Yokocho, aslında daracık bir sokak. Ancak sunduğu lezzetlerle dünyanın her yerinden gelen turistlerin uğrak noktası. Turistler tarafından daha çok bilinen adı ise Piss Alley. 1940’larda yasalara aykırı olarak alkol satışının yapıldığı bu sokak kanunların değişmesiyle hızlı bir şekilde turistlerin uğrak noktası haline gelmiş. Japon sokak yemekleri tadabileceğiniz birçok restoranın bulunduğu Piss Alley’de en çok tavsiye edilen ve hemen her restoranda bulabileceğiniz yemek, bir tür tavuk kebabı olan geleneksel Japon yemeği Yakitori.

Tokyo’yu Kuşbakışı İzleyin

Tokyo Skytree, dünyanın en yüksek ikinci, Tokyo’nun ise birinci binası. 634 metre yüksekliğindeki Skytree’de 450 kat bulunuyor.

Gökdelenin Skytree Town olarak adlandırılan giriş katında alışveriş merkezi ve restoranlar bulunuyor. Ancak sadece burası değil, üst katlarda da birçok mağaza ve restoran var.

Viyana Gezisinde Gezilecek ve Görülecek Yerler

Avrupa gezi severleri için Avusturya’nın başkenti Viyana mutlaka gezilmesi ve görülmesi gereken şehirlerin başında geliyor. Viyana mimari yapısı ve düzeniyle Avrupa’nın en güzel şehirlerinden biri olarak öne çıkarken diğer yandan kolay bir yaşam da sağlıyor. Viyana gezisi planlayanlar için aşağıda Viyana’da mutlaka gezilmesi ve görülmesi gerekenler yer alıyor. Şehrin merkezinde tur atmalı, patates salatası ve shnitzel yemeli, belediye sarayı ve Hundertwasser Evleri’ni görmelisiniz.

İşte sizler için Viyan’da gezilecek ve görülecek yerler…

20 Dakikada Viyana Turu

Opera’nın önünden (eski şehri bir halka gibi saran) ring’in üzerinde devamlı dö- nüp duran 1 numaralı tramvaya binin. Yaklaşık 20 dakika içinde şehrin en önemli binalarını göreceksiniz. İlk olarak sağınızda, içinde Mozart Heykeli bulunan Burg Parkı ve Efes Müzesi’ne de ev sahipliği yapan Hofburg Sarayı kalacak. Solda ise sırayla Sanat ve Doğa Tarihi Müzeleri, Müzeler Bölgesi, Parlamento, Belediye Sarayı (Rathaus), Viyana Üniversitesi ve Votiv Kilise eşlik edecek bu görsel yolculuğa. Schwedenplatz’a geldiğinizde, solunuzda Tuna’da inşa edilen yapay kanallardan birini göreceksiniz. Burada inip, yukarıya Stephansdom’a yürüyün.

Şehir Merkezinde Görmeniz Gerekenler

Şehrin bu görkemli katedraline vardığınızda artık tam merkezde ve en hareketli cadde olan Karntner’in üzerindesiniz. Hemen devamındaki Graben ve Kohlmarkt ile beraber Karntner, adeta şehrin vitrini. Sadece yaya trafiğine açık olan bu bölgede hayatın tüm renklerine şahitlik edin. Sonra “Mozart Kugeln” denilen çikolataları mideye indirip, Julius Meinl adındaki şık markete bir göz atın. Karntner’in devamında Devlet Opera Binası var. Aklınızda olsun, ayakta durmayı göze alırsanız ve erkenden gidip kuyruğa girerseniz, birkaç €’ya opera seyredebilirsiniz. Bu ucuz biletler “Stehplatz” diye geçiyor. İsterseniz gününüzü bir “Fiaker” (fayton) turuyla renklendirebilirsiniz. Stephansdom’un yanında bekleyen fay tonculara 65 Euro verip, 35 dakikada şehrin önemli yerlerini görebilirsiniz. Hava soğuksa dert etmeyin, battaniye takviyeleri var.

Viyana’da Ne Yenir?

Öğle vakti Karntner civarında karnınız acıkırsa, Viyana‘nın en meşhur yemeği olan schnitzeli, patates salatası (Kartoffel Salad) eşliğinde Figlmüller’de yiyin. Porsiyonlar tabaktan taşacak kadar büyük. Tercihiniz hafif bir şeylerse, Nordsee’de fast food deniz ürünlerini tadın ya da sokakta satılan ve şehrin spesiyalitelerinden biri olan Wurst’u (sosis) deneyin.

Belediye Sarayı – Rathaus

Rathaus’a (Belediye Sarayı) muhakkak bir göz atın. “Gezi yazısında bir belediye binasından bahsedecek kadar kayda değer ne var?” diyebilirsiniz. Söz konusu belediye binası Viyana’da olunca, o da farklılıktan nasibini alıyor. Yaz akşamları bu görkemli binanın ön cephesinde, kocaman bir alanda geniş bir perde ve sahne önünde birbirinden muhteşem gösteriler, konserler var. Banklar yetersiz kaldığında ağaç dipleri ve çimenler, en güzel salonların loca keyfini aratmıyor. Bu salonun kubbesi de muhteşem. Lacivert bir gökyüzü ve binlerce yıldız… Noel zamanı ise şehrin en hareketli yeri, belediyenin önünde kurulan ve Christkind-
lmarkt dedikleri pazar. Bir yere not edin; Belediye Sarayı’nın karşısında yer alan Burg Theater’ın içindeki Vestibül Restoran, şık ambiyansı ve lezzetli yemekleriyle hem öğle hem de akşam yemekleri için ideal bir seçim.

Viyana Sürprizleri

Opera’nın paralelinde bulunan Karlskirche, şehrin en güzel kiliselerinden biri. 1713’deki veba salgınından sonra veba azizi olarak bilinen Charles Borromeo için, aynı adı taşıyan İmparator VI. Karl tarafından yaptırılmış. Ünlü kırmızı dönme dolabın olduğu Prater, Viyana’nın simgelerinden sayılıyor. Binip, yukarıdan manzaranın tadını çıkarabilir, lunaparkında güzel vakit geçirebilirsiniz. Bu bölge eskiden imparatorların avlanma alanıymış.

Mimari Meraklıları İçin Hundertwasser Evleri

Viyana, bölgelere ayrılmış bir şehir. Merkez 1. bölge kabul ediliyor ve şehir toplam 23 bölgeden oluşuyor. 3. Viyana’da mimariye meraklı olanları ilgilendirecek bir yer var. “Hundertwasser” isimli ünlü mimarın yaptığı 52 evden oluşan bina, ilginç dış cephesi ve rengârenk seramikleriyle ziyaretçileri şaşırtıyor. Kafesinde soluklanıp, dükkânlarından hediyelik eşya alabilirsiniz.

Peru: Amazon Yağmur Ormanları Ziyaretçilerini Bekliyor

Peru, yani resmi adıyla Peru Cumhuriyeti Güney Amerika’nın batısında yer alan bir ülkedir. Kuzeyde Ekvador ve Kolombiya, doğuda Brezilya, güneydoğuda Bolivya, güneyde Şili ve batıda Büyük Okyanus’la sınırlıdır. Amazon ormanları Peru’da önemli bir yere sahip ve bu ormanların güzelliği her yıl çok sayıda turisti kendisine çekiyor. Güney Amerika’nın büyük bir bölümünü kaplayan Amazonlar, And Dağları’ndan başlayarak sırasıyla Ekvator, Kolombiya, Brezilya, Bolivya ve Peru’yu kapsar.

İnanılmaz Çeşitlilikte Doğal Güzellikler

Amazon yağmur ormanı Peru‘nun yarısından fazlasını kaplıyor. Jeotermal üzerinde çalışan Perulu bilim insanı ve National Geographic Kaşifi Andres Ruzo bölgenin alçak yağmur ormanlarına, yüksek yağmur ormanlarına, bulut ormanlarına, taşkınovası ormanlarına, uçsuz bucaksız bataklıklara, şelalelere, yağmur ormanı kalıntılarına, ürkütücü ve ücra dağ zirvelerine ve hatta dünyanın kaydedilmiş en büyük termal nehri olan Amazon’un kaynayan nehrine sahip olduğunu dile getiriyor.

Aqua Expeditions Muhteşem Bir Tur Yapabilirsiniz

Bölge hakkında en sevilen şeylerden biri de mutfakların ve kültürlerin birbirine karışıyor olması. Şefler cüretkar yemekleri için büyük yağmur ormanlarının hiç balta girmemiş alanlarını keşfe çıkıyor. Lima‘nın gözde şeflerinden Pedro Miguel Schiaffino, Aria Amazon adlı teknenin dolaştığı Pacaya Samira Koruma Alanı’nda yapılan sürdürülebilirlik balıkçılık faaliyetlerini desteklemek için nehir turu operatörü Aqua Expeditions ile birliği yapıyor. Büyülü bir Amazon turunu Aqua Expeditions adlı firmanın son derece lüks teknesinde yapabilir; büyük pencerelere sahip odalarda manzaranın keyfini çıkarırken aynı zamanda pembe yunusları izleyebilir; Amazon’un ünlü uluyan maymunlarını görebileceğiniz keşif yürüyüşlerine çıkabilirsiniz.

Peru‘nun 2018’de açılan ve içinde yol bulunmayan Yaguas Ulusal Parkı, Amazon yabanının milyonlarca hektarını imara açılmaktan kurtardı ve de turistleri ağırlamaya hazır.

Tam Bir Kültür ve Sanat Merkezi Amsterdam

Hollanda’nın başkenti Amsterdam tarih, sanat ve kültür severlerin mutlaka uğraması gereken şehirlerden biri olarak öne çıkarken, özellikle de müze meraklıları için çok geniş seçeneklere sahip bir kent. Hollanda Amsterdam ziyaretinde Kraliyet Sarayı ve Müzeler Meydanı mutlaka görülmesi gereken kültür sanat mekanları arasında bulunuyor.

Kraliyet Sarayı Görülmesi Gereken Bir Eser

Amsterdam’ın merkezi kabul edilen Dam Meydanı, çevresinde bulunan yapılar ile de şehrin en önemli noktalarından bir tanesi. Bunlardan en önemlisi 1655 yılında yapımına belediye binası amacıyla başlanan, bir müddet öyle de kullanılan Kraliyet Sarayı. Neoklasik tarzda inşa edilen yapı, daha sonra kraliyet sarayı olarak tekrar düzenlenmiş. Bugün Hollanda tahtının sahibi olan Orange- Nassau Hanedanı tarafından kullanılan yapının hemen yanında, yaklaşık 600 yaşında, gotik mimarili, önemli bir başka yapı bulunmakta: Nieuwe Kerk, yani “Yeni Kilise”. Dam Meydanı’nın bir başka köşesinde ise mimar Jacobus Oud tarafından tasarlanan İkinci Dünya Savaşı Anıtı görülebilir. Ayrıca, turistlerin pek rağbet ettikleri Madame Tussaud Müzesi de yine Dam Meydanı’nın yıldızları arasında. Meydana yürüyüş mesafesinde olan Centraal Station da mimarisi ve azametli ihtişamıyla Amsterdam’ın en dominant ve ikonik yapılarından biri. Centraal Station yapılana kadar şehrin en cıvıltılı yerlerinden olan Tarihi Liman da yine burada bulunuyor.

Osmanlı Lalesi Nasıl Hollandalı Oldu?

Bildiğiniz Osmanlı Lalesi ilginç bir şekilde Hollanda Lalesi olarak tanınıyor. Peki Osmanlı Lalesi nasıl oldu da Hollanda Lalesi olarak bilinir hale geldi?

1562’de Anvers Limanı’na İstanbul’dan kumaş getiren bir gemi, Amsterdam ve Hollanda’nın kaderini etkileyecek bir şeye sahiptir: Lale soğanları. İstanbul’dan getirilen kumaş toplarının arasından çıkan lale soğanlarını, Osmanlı soğanı zanneden Anversli tüccarlar birçok lale soğanını kızartmış, zeytinyağı ve sirkeyle bir güzel yemiştir. Artan soğanlar ise bahçelere ekilir. Ertesi bahar o bahçelerde açan harika Osmanlı Laleleri görenleri kendine hayran bırakır. Bugün artık Hollanda’nın en bilindik sembollerinden biri olan rengarenk laleleri Amsterdam’da Çiçek Pazarı’nda görmek, koklamak ve soğanlarını satın almak mümkün.

Amsterdam Müzeler Meydanı

Amsterdam’ın bir başka önemli turistik merkezlerinden biri de şüphesiz ki Müzeler Meydanı. Rembrandt, Vermeer, Breitner gibi önemli sanatçıların eserlerinin bulunduğu Rijksmuseum ve Van Gogh’un depresif hayatından kesitler, eserler ve kardeşi Theo’ya mektupların sergilendiği Van Gogh Müzesi meydanın en gözde iki müzesi. Bunların yanında, Moco ve Stedelijk ile dünyanın en zengin müzelerinden biri olan Hermitage Müzesi de görülmeye değer.

Angola Nasıl Bir Ülke, Tatil İçin Uygun mu?

Yurtdışı gezi konusunda ilgi çeken yerlerden biri de ANGOLA. Egzotik bir kültüre ve yaşam tarzına sahip olan Angola’da şaşırtıcı şeyler ile karşılaşmaya hazır olun.

Angola, egzotik coğrafyası ve kültürüyle yepyeni bir turizm destinasyonu olmaya doğru ilerliyor. Angola‘da neredeyse hiç sigara içilmiyor. Şaşırtıcı ancak Angola halkı sigaradan uzak duruyor, sigara içen birini veya yerlerde sigara izmariti görmeniz çok zor.

Angola Halkı Rahat Tavırlarıyla Dikkat Çekiyor

Angola’da her şey çok yavaş işliyor. Luanda dünyanın en pahalı şehirlerinden biri olarak öne çıkıyor. Turizm fikri hiç oluşmamış. Angolalılarda komut algısı da oldukça değişik. Önce bu durumun nedenini anlamıyor, kızıp sinirlenebiliyorsanız ama ilk günün sonunda bulunduğunuz coğrafyayı benimseyip kavrıyorsunuz. Örneğin sabah saat 5’te gelceğini söyleyen tur şoförü sabah saat 7’de geliyor. Gezi sırasında sizi almaya gelen araçların hiç biri saatinde gelmiyor. Örneğin yemek için yer arıyorsunuz, şoföre bu restoranın önünde durur musunuz diye soruyorsunuz, duymuyor ya da duymazlıktan geliyor ve hızını yavaşlatmadan geçip gidiyor.

Angola’da Dil Önemli Bir Sorun

Angola’nın en büyük sorunlarından bir diğeri ise dil. Ülke 1975 yılında Portekiz sömürgesi olmaktan çıkmış ve ardından uzun yıllar iç savaş yaşamış. Ülkede kullanılan ana dil uzun süre Portekizce olmuş. Turizm sektöründe bile ingilizce bilene rastlayamıyorsunuz. Bu durum kültürün rahatlığı ile birleşince ortaya komik durumlar çıkabiliyor. Örneğin çay istiyorsunuz garson size sütlü kahve getiriyor. Menüden elinizde gösterdiğiniz yemekten bambaşka bir sipariş gelebiliyor.

Önemli Yeraltı Zenginliklerine Sahip

Angola petrol zengini bir ülke. Bunun dışında yeraltı zenginlikleri dikkate değer ölçülerde. Değerli taş ve maden yatakları var. Petrol ve altının dışında doğalgaz, elmas, uranyum, bakır, kobalt, en büyük ihracat kalemleri arasında. Fakat bir şekilde petrol zengini bir ülke olmasına rağmen tek bir rafineri bile yok. Çıkarılan ham petrol ağırlıklı olarak Çin ve ABD’de rafine ediliyor. Ülkenin ihtiyacı olan petrol işlendikten sonra tekrar Angola’ya getiriliyor. 29.2 milyon nüfuslu ülkenin büyük çoğunluğu çok fakir. Angola’nın başkenti ve 4 milyonluk nüfusu ile en büyük şehri olan Luanda‘da zengin ve fakirler arasındaki farklılık çok net bir şekilde gözlemlenebiliyor. Şehrin büyük bölüm teneke evlerden oluşuyor.

Şaşırtıcı ve Sıradışı Bir Tatil Sunuyor

Turizm ülkesi olmak için oldukça uygun ancak bir o kadar yol katetmesi gerekiyor. Angola öte yandan doğası, mango, papaya, hengover gibi egzotik meyveleri, okyanus balıkları, karides, yengeç gibi zengin deniz canlıları, Atlas Okyanusu kıyısında kilometrelerce uzunluktaki plajları, safari turları, şelaleleri ile sıradışı tatil yapmak isteyenler için çok şey ifade ediyor.

Yeni Zelanda’nın Wanaka Kasabası Ziyaretçileri Kalıcı Kılıyor

Ziyaretleri kalıcı yapan Yeni Zelanda‘daki Wanaka’nın cazibesi nereden geliyor? Temiz havayla dolup taşan, adrenalinle kaynayan 8 bin 400 nüfusla Wanaka kasabası, macera severler için çok uygun bir yer. Yeni Zelanda’nın güney adasının al yarısında bulunan ve Queenstown’dan bir saat uzaklıkta konumlanmış olan Wanaka, adını aldığı gölün kıyısını mesken tutmuş ve karla kaplı zirvelerle çevrilmiş. İlkbaharın parlak yeşillerinden sonbaharın hüzünlü puslarına ve altın sarısı yapraklarıyla Wanaka’nın her mevsimi oldukça güzel. Yılın hangi mevsimi olursa olsun hem Wanaka‘lılar, hem de ziyaretçiler manzaranın tadını çıkarmanın heyecan verici yollarını buluyor. İster yürüyerek, ister kayakla, ister gemiyle, ister pırpır uçakla. Wanaka öyle bir kasaba ki, buraya ziyaret ettiğinizde kendinizi buraya yerleşme planları yaparken bulabilirsiniz.

Yürüyüş için ideal rotalar

Aspiring Dağı Ulusal Parkı’na giriş noktası olan olana Wanaka 750 kilometrelik yürüyüş rotasına sahip. Bölgede yaşayanlar 167 kilometrelik bir tırmanış olan ve 360 derecelik Wanaka Gölü ve şehir manzaraları sunan İron Dağı Rotası’nı düzenli bir şekilde arşınlıyor. Bölgeye gelen birçok gezgin kestirmeyi seçerek ünü sosyal medyaya ulaşmış Roy Zirve Rotası’nı tercih etse de, Bob Roy Buzul Rotası ve Diamond Gölü Rotası aynı güzellikteki manzaraları büyük kalabalıklar olmadan sunuyor. Bölgenin kente yakınlığı yanıltıcı bir güvenlik duygusuna neden olabiliyor; ama siz en iyisi Wanaka’daki Aspiring Dağı Ulusal Parkı Ziyaretçi Merkezi’ne uğrayı son gelişmeleri öğrenebilirsiniz. Yerel şirketler bölgede rehberli yürüyüş hizmetleri de sunuyor.

Yelken, su kayağı ve balık tutmanın keyfine varın

Wanaka Gölü 45 kilometre uzunluğunda, 310 metre derinliğinde çivit renkli bir şerit. Suyu oldukçak soğuk, ancak bu, bölge sakinlerini yelken ve su kayağı yapmaktan, balık tutmaktan veya tekneyle açılmaktan alıkoymuyor. Göle ulaşmak için Eco Wanaka’nın Mou Waho adasına giden bir tekneye binebilirsiniz. Mou Waho adasının kendi gölü mevcut. Wanaka River Journeys, geleneksel tekneler için fazla sığ olan buz mavisi sularda jet-boat seferleri sunuyor. Bir başka eğlence seçeneği ise yaz güneşinin ısıttığı bir akşam üstünde Paddle Wanaka’dan kano kiralamak. Gölde süzülüp kıyıdan bir iki kilometre açıktaki, popüler piknik ve yürüyüş adresi olan Ruby adasına uğrayabilirsiniz.

Hava sporları için ideal: Heli-Hike, Heli-Bike ve Heli-Ski

Wanaka‘yı görmenin ve gözlemlemenin en iyi yollarından biri havayolu. Bu uçsuz bucaksız yabani güzelliğin boyutu ağzınızı açık bırakabilir. Sarp zirvelere yapışık kalmış buzullar ve sirk gölleri mücevher gibi parlıyor, bir sis perdesi, tasman denizini örtüyor. Kentin birkaç kilometre uzağındaki havaalanı sayesinde helikopter, Cessna veya 1940’ların açık kokpitli Tiger Moth’u ise semada süzülüp manzarayı izleyebilir, heli-hike, heli-bike veya heli-ski yapabilirsiniz. Kış aylarında ise civardaki Cardrona ve Treble Cone veya Snow Farm gibi alanlarda kayak yapabilirsiniz.

Madrid’te Mutlaka Görülmesi Gereken Önemli Yerler

Madrid’e bir gezi mi planlıyorsunuz? Peki Madrid’e gittiğinizde mutlaka görmeniz gereken yerleri biliyormusunuz? Sizin için Madrid gezisinde mutlaka görmeniz gereken önemli birkaç yeri yazdık.

2008 yılında küresel ekonomik kriz Madrid’i sert biçimde vurdu ve İspanya’nın başkenti uzun yıllar boyunca, geçmişteki ihtişamının bir kalıntısı olarak görüldü. Anca söz konusu bu deneyim, bu görkemli metropolü diğer Avrupa kentlerinin yakındığı aşırı turizmden kurtarmış da olabilir. Şimdi Madrid taptaze bir enerjiyle kendini yeniden gösteriyor. Mahalleleri son moda restoranlarla dolu, gezici tasarım fuarları sanat çevrelerini kendine çekiyor ve yeni bisiklet yolları dahil yeşillendirme çalışmaları kenti çok daha ulaşılabilir ve keyifli kılıyor.

Madrid’in art arda seçilen ikinci kadın belediye başkanı olan Manuela Carmena, bu sosyal değişim hakkında bir kitap yazdı. Bu da kentin yükselişine dair bir işaret daha. Ama Madrid tarihe olan saygısını korumaya da devam ediyor. Dünyada eski Mısır tapınağını, bir billur sarayı ve dünyanın en eski ve sürekli restoranını aynı gün içinde, yılın 300 günü boyunca parçalayan bir güneşin altında ziyaret edebileceğiniz bir yer olabilir.

Peki Madrid’te mutlaka görülmesi gereken yerler nereler?

Sanatseverler: Kitaplarda görülen hayran kalınan başyapıtların birçoğunu Madrid’in olağanüstü müzelerinde bulabilirsiniz. Neredeyse 200 yıl öncesine dayanan Museo Nacional Del Prado’da Goya, Velazquez ve Bosch’un eserleri sergileniyor. Bulvarın tam karşısındaki Villahermosa Sarayı’nda bulunan Museo Nacional Thyssen-Bornemisza’da Rembrandt ve Chagall’ları görmek mümkün. Picasso’nun Guernica’sı ise Museo Nacional Centro de Arte Reina Sofia’da görülmeye değer.

Ağaç ve yeşil severler: Yeşil alanlar arasında, bir gül bahçesine ve kayık kiralanan bir göle sahip eski kraliyet mekanı Parque del Buen Retiro da bulunuyor. Yanı başındaki Real Jardin Botanico’da 30 bin civarında bitki yaşıyor. Kentin en büyük parkı Casa de Campo, içindeki hayvanat bahçesi, lunapark ve teleferikle ziyaretçileri kendisine çekiyor. Daha yeni olan Madrid Rio Parkı ise nehir kenarındaki yolun bir bölümünü kültür merkezi, kefeler, yollar ve yazın açılan bir kent plajına dönüştürmüş.

Bilinçli tüketiciler ve alışveriş: Burada bütün uluslararası giyim markalarını bulmak mümkün. Ancak yine de Madrid hala bağımsız zanaatkarların merkezi durumunda. 195 yıllık Casa de Diego, el yapımı ürün meraklılarına bastonlar, şallar ve şemsiyeler sunarken, Casa Hernanz 1845 yılından beri hem kadın hem de erkekler için el yapımı espadriller üretiyor. Guantes Luque’da türünün tek örneği olan deri eldivenlere göz atmanız gerekli. Daha fazla deri alışverişi için Taller Puntera da görülebilir.

Sarayseverler: İspanyol monarşisinin ihtişamı, kentin her tarafındaki şık mekanlarda zamana meydan okuyor. Batı Avrupa’nın halen işleyen halde olan en büyük kraliyet sarayı olan ve kendi sanat koleksiyonuna sahip Palacio Rela Madrid’i ziyaret etmek gerekli. Palacio Real de El Pardo güzel bir ormanın içinde yer alıyor. Günübirlikçiler, bahçelerle çevrili barok Palacio real de Aranjuez’i ve büyük bir kütüphane ile bir de manastıra sahip El Escorial’i ziyaret edebilirler.

Yurtdışı Gezi: Ruanda’nın Başkenti Kigali

Ruanda‘nın merkezinde yer alan başkent Kigali, birçok açıdan ülkenin nabzının attığı yer. 1994 yılındaki soykırımın ardından cüretkar bir atılım yapan Kigali, ülke ekonomisinin itici gücü ve yenilikçi sembolü olarak öne çıkıyor. Gücünü 1.2 milyonu bulan ve artmaya devam eden nüfusundan alan, coğrafi çeşitlilik açısından zengin bu şehir, gelişme yolunda ülke çapında aylık düzenlenen temizlikler, plastik poşet yasağı ve açılacak bir şehir ekoturizm parkı gibi projelerle sürdürülebilirliği de benimsedi. Tüm bu çabalarla Kigali, Afrika’nın en temiz şehirlerinden biri olarak öne çıkmayı başardı.

Neredeyse tüm sakinlerine yüksek hızlı internet erişimi sağlayan Kigali‘de bağlantıların önemi biliniyor. Teknolojik ve sosyal ağlar üretme çabası Kigali’nin işine de yaradı. Bir zamanlar Volkanlar Ulusal Parkı‘ndaki gorilleri görmeye giderken, şehirden hızlıca geçen gezginler, yaratıcılığı ve renkleriyle parlayan bu cevheri keşfetmek için artık hem zaman hem de para harcama yoluna gidiyor.

KİGALİ’DE YEME ve İÇME

Ruanda’da tadına bakmanız gerekenlerden sadece bir tanesi. Ruandalılar et ve balık şişe hayranlar. Repub Lounge’da bu yemeğin Ruanda’da nasıl yapıldığını görme şansınız var. Çok sevilen bu yerel işletme canlı müzik, şarap, kokteyller ve parıldayan ışıklarla bezeli çarpıcı bir Kigali manzarası da sunuyor. Diğer yandan Question Coffee’nin kendi ürettiği kahve çekirdekleri kadın çiftçiler tarafından yetiştiriliyor. Bir diğer gidilmesi gereken mekan ise Ruanda malzemelerine fransız usulü getiren Poivre Noir.

KİGALİ’DE KONAKLAMA

Hotel des Mille Collines buranın en ünlü otellerinden biri. Otelin ünü ise Ruanda Oteli filminden geliyor. Söz konusu otel soykırım döneminde 1200 kişiye barınma ve sığınma imkanı sağlamış. Restoranı, barı ve manzarasıyla Ruanda’da konaklama için güzel bir seçenek. Diğer bir otel ise Heaven Boutique Otel, tropik bir bahçesi ve güzel bir spa merkezine sahip. Ruanda’da lüks bir yerde konaklamak isteyenler içinse Retreat by Heaven size göre.

KİGALİ’DE ALIŞVERİŞ

Ruanda yapımı ürünler için en iyi alışveriş noktası Marriot Hotel içindeki GoKigali. Bunun yanında el işi ürünlerin ve renkli Ruanda kumaşlarının satıldığı Kimironko pazarı da uğranması gereken noktalardan. Kigali’de hediyelik eşya işçin en iyi adres ise 1000 Hills Distillery.

KİGALİ’DE SERGİ VE MÜZELER

Inema Arts Center yaratıcılığıyla öne çıkan, yaklaşık bir düzine sanatçıya ev sahipliği yapan bir merkez konumunda, sergi ve performanslar için görülmesi gereken bir yer. Bunun yanında genç sanatçıların eserlerini sergilendiği Ivuka Arts Kigali, Niyo Art Gallery ve Uburanga Arts Studio da görülmesi gereken yer arasında yer alıyor.