Güncel

Yurtdışı güncel gelişmeler.

Yurtdışında İş Bulma ve Çalışma İçin İpuçları

0
Yurtdışında iş arama ve iş bulma için ipuçları.

Yurtdışında iş arama ve iş bulmak için kullanılabilecek çok fazla yol var. Söz konusu bu yolları ve ipuçlarını kullanarak sizler de yurtdışı iş imkanlarından ve iş olanaklarından faydalanma şansı yakalayabilir, global ölçekli uluslararası iş yapan şirketlerde çalışma imkanı bulabilirsiniz. Peki yurtdışında iş arama ve iş bulma sürecinde nelere dikkat etmeniz gerekiyor? Yurtdışı şirketlerde iş ararken ve iş görüşmesi yaparken hangi yolları kullanabilirsiniz?

İdeal Bir Aday Olduğunuzu Gösterin

HR Dive’dan Tess Taylor yurt dışından işe alım yapılacak ideal adaylarda olması gerekenleri şöyle sıralıyor: Zihinsel ve duygusal olarak stabil olmak, değişime istekli ve farklı kültürlere karşı hassas olmak. Güçlü sosyal becerilere sahip ve farklı fikirlere saygılı olmak. İyi bir espri anlayışına sahip olmak.  Bu beklentiler aslında hemen hemen tüm firmaların ortak beklentileri. Bunların hepsi sizde olabilir. Ancak, görüşmeye davet edilebilmeniz için işe alımcının bunlara sahip olduğunuzu anlaması gerekior. Bunun için, sizin hakkınızda bir fikir sahibi olabileceği özgeçmişinizi, ön yazınızı ve sosyal medya profilinizi somut örneklerle bu doğrultuda düzenlemelisiniz.

Özgeçmişinizi ve Kapak Yazınızı Özelleştirin

Özgeçmişinizi ve ön yazınızı hazırlarken en temelde dikkat etmeniz gereken iki kriter; başvuracağınız pozisyon için aranan özellikler ve firmanın sahip olduğu vizyon. Bu ikisini bir araya getirerek elinizdekileri yeniden yazmalısınız.  İşe alımcılar, toplamda birkaç sayfa olan özgeçmişinizde ve ön yazınızda gramer ya da yazım hatası görmeyi hoş karşılamayacaktır.

Bunun yanı sıra, daha sofistike kelimeler seçmeli ve aynı kelimeleri çok kez tekrarlamak yerine başvurunuza göre anahtar kelimeler kullanmalısınız. Çünkü iş verenlerin yüzde 40’ı ATS (Applicant Tracking System) denen ve iş ilanındaki anahtar kelimelerle sizin özgeçmişinizi eşleştiren bir yazılım kullanıyorlar ve özgeçmişlerin yüzde 75’i hiçbir zaman gerçek bir insan tarafından görülmüyor. Eğer daha önce hiç bu şekilde bir özgeçmiş ve ön yazı hazırlamadıysanız ya da kontrol ettirmediyseniz profesyonel bir destek almanızı öneririm. Çünkü, görüşmeye davet edilebilmeniz için elinizdeki en sağlam araçlar bunlar olacak.

İş Bulmak İçin Bağlantılarınızdan Yararlanın

Yapılan yeni bir araştırma pozisyonların yüzde 85’inin bağlantılar yoluyla kapandığını gösteriyor. Fakat şunu anlamak gerekiyor: Bağlantı kurmak çok insanla tanışmak anlamına gelmez. Bağlantı kurmak, çok iyi bağlantıları olan ve sizi çok iyi bağlantıları olan diğer kişilere referans göstermeye istekli kişilerle tanışık olmak demektir.

Şu an firmaların yüzde 63’ü Çalışan Referans Sistemi kullanıyor. İşe alımcılar bu sistem üzerinden gelen başvurular sayesinde işe alım süresini yüzde 50 oranında azaltıyor. Ayrıca, çalışmalar referans sistemi üzerinden işe alınan adayların istifa etme oranının yüzde 23 daha az olduğunu gösteriyor (“4 Reasons Why an Employee Referral Program May be Your Best Recruiting Tool”). Bu sebeplerle firmalar çalışanlarını bu sistemi kullanmaları için teşvik ediyor hatta ödüllendirmeye bile gidiyor. Tüm bunlardan ötürü, eğer özgeçmişiniz referans yoluyla firmaya ulaşırsa dikkat çekme ihtimaliniz çok daha yüksek. Şu an dünya üzerindeki işlerin yüzde 77’si Linkedin üzerinden ilan ediliyor. İş başvurusu yaptıktan sonra işe alımcıya mesaj göndererek başvurunuz hakkında kısaca bilgi vermek de sizin başvurunuzu daha görünür kılacaktır.

Firmaların Global Yeni Mezun Programlarına Katılın

Pek çok global firma, çalışanlarını lider olarak yetiştirmek ve onlara daha geniş bir bakış açısı sunmak için birkaç yıllık yeni mezun programları oluşturmuş durumda. Bu program dahilinde çalışanlar, çalışmanın bir kısmını Türkiye’de bir kısmını firmanın başka bir ülkedeki ofisinde tamamlıyorlar. Şu an Daikin’in Belçika ofisinde Ürün Sorumlusu olarak çalışmakta olan Ömer Adışen kariyer yolculuğuna bu tür bir programla başlamış: “Daikin Türkiye, Daikin Avrupa genel merkezine gönderip yetiştirmek üzere management trainee programı başlatmıştı. 4 ay süren sürecin son aşamasında Daikin Avrupa, Daikin Türkiye ve bazı diğer şirketlerin üst düzey yöneticilerinin oluşturduğu jüri karşısında sunum ve mülakattan sonra yurt dışına gönderilecek 2 kişiden biri olarak seçildim.” Adışen, programı tamamladıktan sonra da oradaki pozisyonları değerlendirmiş ve Belçika’da çalışmaya devam etmiş.

Akıcı Bir İngilizce Önemli

Adışen  “Çok iyi derecede İngilizce olmazsa olmaz, çoğu zaman yerel dili bilmek işe alınmanızda avantaj sağlayabilir, bazen de bu zorunlu olabilir. Brüksel’de 2 resmi dil konuşulduğu için, AB kurumları ile çalışan şirketler veya Avrupa genel merkezi olan şirketler dışında, İngilizce’nin yanında Fransızca ve Felemenkçe’den en az birini bilmeden işe girebilmek çok zor.” diyor.  “Programın ilk etabında Belçika’nın küçük bir şehri olan Ostend’deki fabrikada çalışırken Felemenkçe bilmediğim için biraz sıkıntı çektiğimi söyleyebilirim. Çünkü çalışanların yüzde 90’ı yerel halktandı. Şu an Brüksel ofisinde 30’dan fazla milletten insanın çalıştığı bir ortamda bulunduğumdan problem yaşamıyorum. Farklı kültürlerden insanlarla çalışmak eğlenceli ve ufuk açıcı.”

Yurtdışında Eğitim Alabilirsiniz

QS Global Employer Survey Report’a göre, dünyada her 10 işverenden 6’sı uluslarası öğrencilik deneyimine ekstra önem veriyor ve yüzde 80’i özellikle yurt dışında okumuş olan aday aradıklarını söylüyor. H&M’in İsveç ofisinde Proje Kontrolörü olarak çalışan Fahri Burak Aydın öğrenciyken Uppsala Üniversitesi’nde Erasmus programına katılmış. Lisanstan sonra ise Uppsala Üniversitesi’nde İş ve Yönetim yüksek lisansına kabul almış. “Mezun olduktan sonra iş bulmak için yüksek lisans yeterli oldu.” diyor. “Okul bittikten hemen sonra iş buldum. Fakat iş aramaya okul bitmeden önce başladım. 4 ay boyunca belki 100 şirkete başvurdum.”

Google’ın New York ofisinde Kıdemli Yazılım Mühendisi olarak çalışmakta olan Alper Güngörmüşler, Trinity College’da Bilgisayar Bilimi üzerine yüksek lisans yapmış. Tezini yazarken danışmanı aracılığıyla küçük bir start-up firmasında çalışmaya başlamış. Güngörmüşler “Bu işte çalışmamı sağlayan, yüksek lisans sayesinde hak kazandığım bir yıllık ekstra vize oldu.” diyor. Kısa bir süre sonra Google bu start-up firmasını satın almış ve o da Amerika ofisinde çalışmak üzere Google’da işe alınmış.  “İş bulmanın en sıkıntılı kısmı çalışma vizesi mevzusu. Transfer vizesi alana kadar 1 yıl İrlanda’daki Google ofisinden çalışmaya devam ettim.” diyor.

Spesifik Alanlarda Uzmanlaşın

Güngörmüşler, 3D ses üzerine çalışıyor ve firmaların vize ve çalışma izni konusunda sponsor olmaları için adaylara niş bir alanda uzmanlaşmayı öneriyor: “Google’da işe alınmamda yeterince niş bir markette olmamın etkisi olmuş olabilir. 3D ses yapan sayılı yer vardı o zamanlar, hâlâ öyle. Spesifik skillset olduğu için çok fazla ilgilenen kişi de yok bu alanla. Klasik işlerle uğraşanların hepsi özellikle başlangıçta aynı oluyor. Öyle olunca, yurt dışından bir firmanın seni getirmesi için özel bir nedeni olmuyor.”

Groupon’un İrlanda ofisinde Veri Analisti olarak çalışan Eda Emeklioğlu adaylara benzer bir tavsiyede bulunuyor: “Birkaç farklı sektörde iş deneyimindense tek bir şey üzerinde uzmanlaşın. Hatta mümkün olduğunca niş bir alan seçin. İnternet sektöründe veri analizi, ilaç sektöründe pazarlama gibi.” “İrlanda’da yaşayan birini değil de beni tercih etmelerini başvurduğum alanla ilgili olan deneyimime ve yüksek lisansıma bağlıyorum. Başvurduğunuz ülkede kolay bulamadıkları bir yeteneğin olmalı. Örneğin Türkçe isteyen ilanlar yurt dışında niş bir alana giriyor. Adaylara Türkçe bilgilerini kullanacakları, Türk pazarında çalışılan işlere başvurmalarını tavsiye ediyorum.”diye ekliyor.

Reddedilme Konusunda Hazır Olun ve Buna Alışın

Mümkün olduğunca çok ilana başvuru yapmanız gerekeceği için çok sayıda “We regret to inform you that…” ile başlayan mail alacaksınız. Bu moralinizi bozmasın çünkü kesinlikle yetersiz olduğunuz anlamına gelmez. Belki o pozisyon için o ülkede yaşayan ya da şirket içinden birini düşünüyorlardır. Emeklioğlu “Mezun olduğumdan beri düzenli olarak yurtdışı iş imkanlarına bakıyordum fakat ilk birkaç sene başarılı olamadım çünkü yeni mezun olarak beni almaları için yeterince ikna edici olamıyordum.” diyor. “Benzer sektörde 3-4 senelik deneyim ve yine aynı alanda yüksek lisanstan sonra buldum. Başlardaki reddedilmeler can sıkıcı olabiliyor ancak onlar da mülakat deneyimi sağladı.”

Groupon’dan önce Almanya’dan da bir teklif almış ve teklifi kabul etmesine rağmen firma çalışma izni çıkarmayı başaramadığı için iptal olmuş. Sabırlı olmak ve motivasyonunuzu yitirmemek bu süreçte çok önemli. Emeklioğlu adaylara şunu tavsiye ediyor: “İlanlara başvurmaktan ve mülakatlardan korkmayın. Birçok insan yetersizim diye başvurmuyor, çok seçici oluyorlar. O ilana başvuran insanların çoğunun yetenekleri sizden eksik olabilir, mümkün oldukça çok başvuru yapmaktan çekinirseniz iş bulamazsınız, bırakın onlar sizi elesin, siz kendinizi elemeyin.”

Uluslararası Şirketlerle Çalışmayı Düşünün

PwC’nin “Global Mobility 2020” raporuna göre, yıllık uluslarası görevlendirmeler 2020’ye dek yüzde 50 artacak. Son 10 yıldaysa yüzde 25 artmış durumda.

SONY firmasının EMEA Ücret ve Ödüllendirme Müdürü olarak eş zamanlı İsveç ve İspanya ofislerinde çalışan Hakan Şahin, Türkiye ofisinden 2015’te transfer olmuş. Transfer olmayı düşünenler için öncelikle global bir firmada ve mümkünse direkt yöneticilerinin yabancı olduğu bir organizasyonda çalışmalarını öneriyor ve “Sonrası network.” diyor:

“Daha önce Kanada’da Exchange programına katılmıştım. Türkiye’deki aşırı stresli iş hayatı ve İstanbul trafiği zamanla tekrar yurt dışını düşünmeye yönlendirdi. Karar verdikten sonra tavsiyelere uyup global bir firmada iş aramaya başladım ve Sony İstanbul ofisinde iş buldum. Herkesin dediği şey aslında çok doğru, yurt dışında çalışmak istiyorsanız en kısa yol aynı şirket içinde yurt dışına transfer.”

Transfer için beklemeniz gerekebilir. Bu süreçte uygun pozisyonun açılmasını beklemek yetmiyor. İletişim ağınızı genişletmeli, yurt dışı süreçlerinde de aktif rol oynamalı ve görünür olmalısınız. Şahin, yaklaşık 2,5 yılın sonunda transfer olmuş:“ Benim pozisyonumun neredeyse aynısı yurt dışında açıldı. Transfer olurken aynı zamanda yurt dışında bir ekip de kurdum. Bu sebeple henüz çalışma iznim tam çıkmamışken bile İspanya’ya gidip ekip için adayları mülakata aldım.”

Şahin, transfer konusunda yaşadığı zorluklardan bahsederken, en zor olanın eşyaları taşıma konusundaki bürokratik işlemler olduğunu söylüyor. Ayrıca İspanyolca bilmemekten kaynaklı vergi dairesinde vücut dili ile bazı doküman işlerini halletmesi gerekmiş.

Mülakat İçin Çok Çalışın ve Hazır Olun

Adışen “Türk vatandaşı olarak yurtdışında çalışmak için çalışma izini almamız gerektiğinden CV’nizin ve mülakat performansınızın üst düzey olması gerekiyor ki sizi işe almak isteyen şirket çalışma izni sürecini göze alıp sizi diğer adayların arasından seçsin.” diyor.  Mülakat teklifi aldığınızda öncelikle yapmanız gereken şirket kültürüne dair sosyal medya üzerinden iyi bir araştırma yapmanız ve buna hazırlıklı olmanız.

Call to Carrer’ın kurucusu ve kariyer koçu Cherly Palmer, asıl mülakattan önce arkadaşınızla pratik yapmanızı ve bunu kayda almanızı öneriyor (“7 Tips To Nail A Skype Interview” son güncelleme 9 Nisan, 2013). Ben bu mülakat simülasyonunu bir kariyer danışmanı ya da İK profesyoneliyle yapmanızı öneriyorum, en azından bir kez. Teknik aksaklık yaşamamak için ekipmanlarınızı birkaç saat önceden kontrol edin ve görüşme esnasında bir sorun olursa bunu hemen belirtin. Özgeçmişiniz, sormak ve söylemek istedikleriniz önünüzde açık olsun. Tabii olduğu gibi kağıttan okumayın.

Arka planınızın sade olmasına dikkat edin. Giyim konusundaysa tıpkı yüz yüze bir mülakata hazırlanır gibi hazırlanın.  Mülakat sonrası 24 saat içinde işe alımcıya kendinizi hatırlatmak için mail atın ve görüşmede söz ettiği hangi noktalarda kendinizi pozisyona uygun gördüğünüzü yazın ve teşekkür edin.

Sağlıklı Beslenmede En Yeni Akım ve Trendler

0

Günümüzde sağlıklı beslenme tarzları ve uygulamaları gün geçtikçe insanlar tarafından özellikle de sağlıklı yaşam meraklıları tarafından dikkatle ve ilgiyle takip ediliyor. Son dönemlerde insanlar artık sadece evlerinde kendi hazırladıkları sağlıklı besin ve yemeklerle değil dışarıda olduklarında da kafe ve restoranlarda sağlıklı beslenme tarzlarını gözeterek ve sağlıklı menüler tüketerek yaşamaya başladılar. Bu durum son dönemlerde oluşan ve yaygınlaşmaya devam eden yeni bir terndin başlangıcı oldu. Artık hemen hemen her yerde sağlıklı beslenme tarzlarına uygun menüleri olan kafe ve restoranlara rastlamak mümkün.

Sağlıklı Beslenme Akımlarına Olan İlgi Hızla Artıyor

Sağlıklı beslenme akımlarına olan ilgide adeta patlama var. Yeni trendler yeme içme sektöründe yepyeni bir segment oluşturdu. Özellikle raw, vejeteryan, vegan ve glütensiz beslenme tarzını benimseyenlere hitap eden kafelere ilgi oldukça yoğun.
Hızla değişen yaşam şartları, beslenme tarzlarının da aynı hızla değişmesine neden oluyor. Raw yani çiğ, vejetaryen, vegan, glütensiz, paleo diyeti, whole foods yani işlenmemiş ürünler ve plant-based yani bitki bazlı beslenme tarzları son yıllarda öne çıkan trendler arasında yer alıyor.

Söz konusu beslenme tarzlarına olan ilginin artması, yeme içme sektöründe yeni bir akımın da öncüsü oldu. Menülerini sadece bu beslenme tarzlarına göre özelleştiren kafe ve restoranların sayısı gün geçtikçe artıyor. Peki günümüzün en popüler sağlıklı beslenme trendleri ve tarları neler?

En Yeni Sağlıklı Beslenme Trendleri

Gün geçtikçe sağlıklı beslenme ve tüketim trendlerine olan ilgi hızla artıyor. İşte son dönemde öne çıkan sağlıklı beslenme tarzları…

Raw (Çiğ) Beslenme: 40 derecenin üzerinde ısıya maruz kalmamış besin maddelerinin tüketimi esasına dayanıyor. Enzim, vitamin, mineral ve protein açısından zengin bir beslenme biçimi olarak tanımlanıyor.

Vejeteryan Beslenme: Hiçbir hayvansal et ürününün tüketilmediği beslenme tarzı. Bu tarzı benimseyenler, süt, yumurta ve bal gibi ürünleri tüketebiliyor.

Vegan Beslenme: Hayvansal et ürünleri ve hayvanlar tarafından üretilen hiçbir ürün bu beslenme türünde yer almıyor ve kullanılmıyor.

Glutensiz Beslenme: Buğday, arpa ve çavdar dahil olmak üzere birçok tahılda bulunan bir protein olan glütenin yer almadığı beslenme tarzı. Günümüzde zayıflamak, sağlıklı beslenmek ve bazı hastalıklara yakalanma azaltmak amacıyla popüler olsa da aslında çölyak hastalığı olan kişilerin uygulaması gereken bir diyet.

Paleo Diyet Uygulaması: Antik alışkanlıklara göre beslenmeyi ifade ediyor. Bu beslenme tarzında, unlu mamuller, şeker ve süt ürünleri gibi gıdalar yer almıyor. Bolca sebze ve meyve tüketiliyor. Bu diyette, doğal yollarla elde edilmeyen hiçbir şey tüketilmiyor ve raw beslenmenin gerekliliğine inanılıyor.

Whole Foods (İşlenmemiş Ürünlerle Beslenme): İşlenmemiş ürünler tüketiliyor. Sağlıklı beslenmeye odaklanan bu tarzda, besin maddelerinin besin değerlerini kaybetmemiş olması önem taşıyor ve hayvansal ürünler tüketilmiyor.

Plant-Based (Bitki Bazlı Beslenme): Bitki bazlı beslenme olarak tanımlanıyor. Adından da anlaşılacağı gibi bu beslenme tarzında hiçbir hayvansal ürün yer almıyor.

belirtilerifaydalari.com

Bilinçli Seyahat: Plastik Ürün ve Ambalaj Kullanımı

0

Günümüzde maalesef plastik kullanımı çok yüksek seviye. Bilinçli seyahat kapsamında plastik ürünlerin ve plastik ambalajların kullanımına dair bilgi veriyoruz. İşte seyahatte plastik kullanımına dair tüyo ve bilgiler…

Kullanım ömrü birkaç dakikayı geçmeyen kullan – at plastikler, çöp alanlarında veya okyanuslarda yüzyıllarca dolaşıp duruyor. Bir insanın ömrü boyunca kullandığı plastik ürünler, pipetleri, plastik tabakları ve diğer yan ürünleri düşünün mesela. Bunu gerçek anlamda düşündüğünüzde gezegen mi plastik mi sorusunun cevabını net bir şekilde vereceğinizden emin olabilirsiniz. Plastik kullanımını bırakmak mümkün değilken azaltmak da oldukça zor ancak yine de yapılabilecekler var.

Plastik kullanımına dair bazı bilgiler

Plastiğin yüzde 40’ı aşkın bir miktarı yalnızca bir kez kullanılıp atılıyor.
Her yıl yaklaşık 9 milyon tonluk plastik okyanuslarda birikiyor.
Bir plastik ömrün kullanım ömrü ortalama sadece 15 dakika.
Amerikalılar her gün çöpe yüz milyonlarca plastik pipet atıyor.

Bilinçli plastik kullanımı kapsamında neler yapabilirsiniz?

Plan yapın | Tipik bir tatilde neler yaptığınızı düşünün. Ayılmak için öğlen kahve içmeniz şart mı? Ne kadar su tüketiyorsunuz? Gereksinimlerinizi saptadıktan sonra, kendinize kullanılabilir pipetler ve su şişeleri gibi şeylere yer verdiğiniz bir çanta yapın.

Yaratıcı olun | Uçakta kutu içeceğinizin yanında verdikleri plastik bardağı almayın. Dondurmacıda kap yerine külahı tercih edin. Kafeye gittiğinizde kahvenizi cam bardakta alıp masanıza kurulun ve sokağı izleyin.

Atıştırmalığınızı yanınıza alın | Cipsler, enerji barları ve şekerlemelerin genelde plastik ambalajları oluyor. Katlanabilir bir kaba karışık çerez doldurup yanınıza alabilir veya kendi doğal ambalajlarına sahip ürünler için yerel pazarları gezebilirsiniz.

Pipet kullanmayın | Söylemesi kolay yapması zor. Birçok restoranda içecekler doğrudan plastik pipetle birlikte geliyor. Ama zaman geçtikçe, siparişinizi verirken pipet istemediğinizi belirtmeye alışabilirsiniz.

Pet şişe kullanımını zalatın | Uzun süre dışarıda olacağınız günler için yeniden kullanılabilir bir veya iki su şişesi satın alabilirsiniz. Şişenizi artık aratılmış su sunan çoğu havalanı, otel veya restoranda doldurabilirsiniz. Aralarında Avustralya ve Amerika’nın bulunduğu bazı yerlerde şişelenmiş suya tam veya kısmi yasak uygulanıyor.

Bez çanta kullanın | Yenilikçi alternatifler de plastik kullanımını azaltmaya yardımcı olabilir. Alışverişe bez çantanızla gidebilir, bez çanta kullanımını artırabilirsiniz.